Kulunu, ayetlerimizden / mesajlarımızdan / işaretlerimizden / belirleyici alametlerimizden (bazılarını) göstermek için, Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığımız / mübarek kıldığımız / kutlu kıldığımız Mescid-i Aksa’ya / o en uzak mabede (Süleyman Mabedine) doğru geceleyin yürüyüşe çıkartan / yol aldıran (Allah) mutlak aşkındır / yüceliğinde sınır bulunmayandır. Zira O, evet sadece O’dur her şeyi işitip gören. 17: 1
Müslümanlar ne zaman Filistin’i, Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı konuşur olsa sözlerine, yazılarına hep bu meşhur ayetle başlarlar. Bu; ayetin vermek istediği mesajdan ve Kur'an'ın Kudüs'e yüklediği misyondan çok, vahyin inşa etmediği, ilahi boyutundan tamamen kopuk Kudüs ve Mescid-i Aksa olgularını desteklendirmek içindir ve Müslümanlara 'Kudüs' ve 'Mescid-i Aksa' ile ilgili salt 'kudsiyet' anlayışını empoze eder. Bu anlayışa göre; Kudüs kutsal topraklardır ve Müslümanlarındır. Mescid-i Aksa ise ilk kıble ve 'Miraç' bölgesidir. -Nitekim Yahudiler ve Hıristiyanlara göre de Jerusalem/Yeruşalim/Kudüs kutsal bölgedir. Kutsal mabedleri Kudüs'tedir. Kudüs'te hüküm sahibi olması gereken onlardır. Zira tarihi olarak da bölgede daha eskidirler. Eski ve Yeni Ahit'te de Kudüs ile ilgili ya da Kudüs'ün adı geçen ayet sayısı Kur'an'dan çok daha fazladır ve -Kur'an ayetleri gibi amacından saptırılarak- sık sık kullanılır- Peki İsra Suresi'nin ilk ayetinde anlatılmak istenen bu mudur? Müslümanlar Kudüs'e ve Mescid-i Aksa'ya / Süleyman Mabedi'ne vahyin penceresinden bakabiliyorlar mı? ‘Kul’, gösterilen ayetler, Mescidi Haram’ın ve istikamet tayin edilen, çevresi bereketli ve kutlu kılınmış Mescid-i Aksa’nın / Süleyman Tapınağının misyonu, niteliği, gece , yürüyüş ve yürüten ‘mutlak aşkın olan Allah’ insanlara ne mesaj vermeyi murat ediyor..?
Bu ayetin, Muhammedi risaletin yani Mekke’de bulunan Mescid-i Haram’dan, insanlığı kurtuluşa çağıran son ahit, ilahi mesajın yürüyüş rotasını tevhid ve adaletin üssüne, yani Kudüs’e doğru olduğunu açıkça ifade ettiğine ve bu misyonun bizzat vahiy, tarih, günümüz realitesi tarafından desteklendiğine inanıyoruz. Zira kutlu olmasının, kutsal olmasının, bereketli olmasının tezahürü budur. Bu toprakların bereketli / kutlu / kutsal kılındığı sadece bu ayette zikredilmez. 21: 71 ayetinde, İbrahim zamanında yani Muhammed, İsa ve Musa’dan çok önce tüm insanlık / tüm milletler-halklar / alemler için kutlu ve bereketli kılındığı belirtilir. 21: 81 ayetinde de aynı şekilde ‘kendisini bereketli /kutlu kıldığımız ülke’ şeklinde anılır ve bölgeyi işaret eden başka ayetlerde vardır.
Vahyin mesajının ve onu kendine rehber edinen 'kul'un, Kur’an’a şahitlik eden tarihin, hikmeti yoldaş edinen aklın, barışseverlerin ve varlıklarını ayırım gözetmeden bütün insanlığa, iyiliğe, hakikate adayan direnişçilerin, erdemi esas alan ebrar topluluğunun yürüyüş rotası, sılası ve yolu evrensel düzlemde Kudüs yani Darus Selam/Barış Yurdu olarak tayin edilmiştir. Kudüs, kutlu bir bölgedir, mübarek bir bölgedir, bereketli bir bölgedir. Bereketinden kasıt elbette topraklarının verimli olması değil yolunun ve misyonunun kutlu olması, mübarek olması ve bereketli olmasıdır. Adananların, adayanların, tevhid ve adalet için gözyaşı, ter ve kan döken şehitlerin, yani hala yaşayan ve hep yaşayacak olan Yahya’nın[1], tüm insanlığa bir örnek bırakılan Meryem’in [2], öldürülemeyen[3] çünkü Allah’ın sesi (Kelimullah) olan İsa Mesih'in ve daha nicelerinin davasının bereketidir.
İsra aydınlığa aşık olanların gece yürüyüşüdür ve bu yolculuk yolcuya ilahi ayetler yani belirleyici alametler, sözlük anlamıyla ‘bir amacın varlığını belirleyen işaretler’ göstermek ve ‘kul’u şahit kılmak içindir. İnsanın dünya hayatı gecedir. Vahiy ‘insanları karanlıklardan aydınlığa çıkartmak için’ bir yol gösterici ‘nur’dur. ‘Nur’ geceyi aydınlatan ayın ışığıdır, Kur’an’da da güneşin değil ayın ışığı olarak kullanılır. Yani vahiy geceleyin / dünya hayatında bir dolunaydır, buna göre de ahiret gündüze tekabül eder. Orda her şey apaçık bir şekilde, gün gibi, yakînen ortaya çıkacaktır. Nitekim Kur’an ‘ barış, esenlik ve kurtuluş reçetesidir, ta fecr doğana / şafak atana kadar.’ İsra yürüyüşümüz, vahiy pusulamız, Kudüs sılamız, gece yoldaşımız olacak ki şafağa şahit olanlardan olalım. ‘Sabah yakın değil mi?’
Kudüs ata peygamber İbrahim’in tektanrıcı Hanif dininin tüm insanlığa selam ederek kucak açtığı tevhid şehridir. Evrensel tevhid ailesinin yani Tanrı’yı birleyenlerin ortak mekanıdır. Tevhidin başkenti olan Kudüs üç monoteistik asla sahip din(ler) için çok önemli ve vazgeçilmezdir. Bu yolda hayatlarını adayan, bu topraklara kanlarını ve canlarını veren peygamberlerin misyonunun mirasçısı olmak, ıslahı meslek edinmektir. Tüm insanlığa ‘ümmetim’, ‘ailem’ demektir. Nitekim bu peygamberlerin hepsi İslam’ın yani 'Barış'ın ve tüm varlığınla Allah’a adanmanın' yılmaz savunucuları ve Müslümanların yani barışa ve tek tanrıya adananların, Muhammed peygamberi örnek aldıkları kadar -aynı ölçüde- örnek almaları ve takipçileri olmaları gereken insanlardır. Hepsine selam olsun…
Kudüs aynı zamanda vahdetin/birliğin, direnişin, mücadelenin sembolü olagelmiştir. Müslümanların her zaman, hep beraber ittifak ettiği, yolunda omuz omuza olduğu, ortak hedeflere kilitlendiği bir dava olmuştur Kudüs. Sadece Müslümanlarda değil, aynı şekilde Yahudi ve Hıristiyanların da kendi içlerinde toplu olarak etrafında birleştikleri, sahiplendikleri ve omuz omuza oldukları bir olgudur Jerusalem-Yeruşalayim. Kudüs’ü ele geçirmek için sürekli hesaplar yapan Yahudiler her dini toplantılarının ardından birbirlerine ‘bir dahaki sefer Kudüs’te buluşmak üzere’ diyerek ayrılırlardı. Kudüs, İbrahim peygamberin Hanif dinini ve vahiy kültürünün temeli olan Monoteist inancı temsil ettiğinden dolayı bu asıldan kopan ehli kitabın (Yahudiler, Hıristyanlar ve Müslümanlar) ortak bir platformudur. Zira Kudüs tüm kitap ehline ortak yönleri olan tevhidde ittifaka, ittihada davet ederek adeta İbrahimi bir eda ile kitaba iman iddiasında bulunanlara Kur’an’ın 3: 64 ayetini [4] hatırlatır, hepsini kanatlarının altına alarak barışla kucaklamak için bekleşir bu yönüyle de.
Kudüs, Jerusalem / Darusselam yani selam/barış yurdudur. Süleyman peygamber kurduğu ülkenin başkenti olan Kudüs’e bu ismi vermiş, Allah da bu isimle anmıştır. Vahyin ve tarihin bu gerçekliği gözler önüne sermesi bizlere Kudüs’ün evrensel barış için ilahi bir pilot bölge olarak atandığını bir kez daha gösterir. Kudüs bu kutlu görev için adeta her yönden donatılmıştır. Kudüs, dini adalet olan bir yönetimin/devletin/sistemin/ülkenin başkenti olarak Müslümanlara, Hıristiyanlara ve Yahudilere özgür olarak kucak açmayı ve ata İbrahim’in o topraklara ve insanlığın fıtratına nakşedilen Hanif dininin kuşatıcı mesajını, önce ‘kitaba iman’ iddiasında bulunanlara sonra tüm dünya halklarına aklın ve vahyin rehberliğiyle taşımayı beklemektedir.
Böylelikle Allah (insanlığı) Daru’s-selam’a / Jerusalem’e / barış, adalet ve güvenlik yurduna çağırmakta ve isteyeni dosdoğru bir yola yöneltmeyi dilemektedir. 10: 25
Tevhid ve adaletin egemen güç olup olmadığını anlamak için laboratuardır Kudüs. Kudüs’e bakın eğer zorba/baskıcı/dayatmacı bir egemenlik altındaysa bilin ki dünyada zorbalık, sömürü egemendir ve halklar ezilmektedir, esirdir. Kudüs özgürse – bu ancak dini adalet ve eşitlik olan bir sistem hakimiyetiyle olur- o zaman kitaplı, kitapsız, tek tanrılı, çok tanrılı, tanrıtanımaz tüm halkların özgür olduğuna karar verebilirsiniz. Bu özgürlük insanların sadece bedenlerinin, mallarının ve düşüncelerinin değil, zihinlerin ve akledecek kalplerin tabulardan, ön kabullerden-yargılardan, rab edinilen sömürücü din(ci) adamlarının zehirli virüslerinden, modernizmin, kapitalizmin ve adı günümüzde 'din' olan kültür ve geleneğin -afyon olduğu için hissedilmeyen- sömürüsünden ve dayatmalarından kurtuluştur. Kur’an’ın özgürleşmesidir. Aklın vahiyle vuslatıdır. İnsanlık, fıtratına işlenen tevhid, adalet ve özgürlük özüne kapılarını sonuna kadar açacak ve vaat edilen fetih –ki fetih budur- o zaman gerçekleşecektir.
Kudüs’ü/Barış Yurdunu bu duygu ve düşüncelerle selamlıyor ve böyle selamlanmasını, Kudüs’e vahyin sahip çıktığı gibi sahiplenilmesini temenni ediyoruz. ‘Zulüm bizdense ben bizden değilim’ diyebilmek yüce bir takvadır/erdemdir. Ve Allah katında üstünlük takvada/sorumluluk bilincinde/erdemdedir. Kudüs’ü ilahi misyonuna daha çok hasret bırakmayalım ve Özgür Kudüs yolunda omuz omuza ilerleyelim.
İlahi din(ler)in ve tevhidin atası olan İbrahim'in şehri Kudüs...
Musa'nın, İsa'nın ve Muhammed’in yürüyüşü Kudüs...
Tevhid ve adalet mücadelesinin üssü Kudüs...
Vahyin sılası Kudüs…
Herkes için adalettir Kudüs...
Vahdetin sembolüdür Kudüs...
Direnişin mektebidir Kudüs...
Hoşgörünün kalbidir Kudüs...
Hakk'a adamanın ve adanmanın sahnesidir Kudüs.
Evrensel barış için ilahi pilot bölge Kudüs.
Varlığını, tevhide, adalete ve barışa armağan edenlerin yoludur Kudüs...
Özgür Kudüs'te Buluşmak Üzere...
kudusyolu@gmail.com
[1] Yahya peygamberin ismi Allah tarafından verilmiş ve bu adın verilmesi vurgulanarak “daha önce kimseyi böyle isimlendirmemiştik” 19: 7 ‘Yahya’nın anlamına dikkat çekilmiştir. Yahya ‘hep yaşayacak olan, hep yaşayan, yaşasın’ manasına gelir. Ancak Yahya halkları sömüren din(ci) adamlarına yiğitçe başkaldırmış ve genç yaşta zalim yönetimce katledilmiştir. İşte vahye göre yaşamak ve yaşatmak budur; çünkü öldürenler öldürdüklerini sansalarda şehitler ölmez, bilakis Allah onları daha diri bir şekilde yücelere yükselterek yaşatır. Bu gerçeği görecek olan gözler değil, duyacak olan kulaklar değil, akleden kalplerdir. Kudüs’ü ‘bereketli kılmayı’ da, çarmıhta şehit edilen barış elçisi İsa Mesih'i işte böyle vahyin penceresinden anlamak gerekir.
[2] … Onu ve oğlunu tüm insanlık / alemler için bir mesaj / (rahmetimizin bir) simgesi kılmıştık. 21: 91
[3] Ve Allah’ın elçisi ‘Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük’ demeleri nedeniyle… Aslında onu ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler fakat öyle sandılar. Onda anlaşmazlığa düşenler bundan dolayı şaşkınlık içindeler. Onunla ilgili bilgileri yoktu ve yalnızca zanna dayanıyorlardı. Yakîn olan / hakikat olan şu ki; onu öldürmediler. Tersine Allah onu kendi katına yüceltti… 4: 157-158
[4] De ki: “Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda aynı olan şu ilkede karar kılalım: Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız ve Allah ile birlikte birbirimizi (insanları) rab edinmeyeceğiz!” Ve eğer yüz çevirirlerse o zaman deyiniz ki: Şahid olun ki biz tüm varlığımızla O’na adandık. 3: 64